Beni Anlamıyorsun

Beni Anlamıyorsun

Nefret ve aşkın kaynağı aynı yerden beslenir. Sizin onu nasıl yönettiğinize bağlı olarak değişir. Aynı davranışları, espiri veya sinir bozucu sözler sergileyen iki farklı insana aynı ölçüde tepki göstermezsiniz. Birine karşı nefret yükseldiğinde veyahut birine yönelik aşk geliştiğinde ne yaparız? Onu karşımızdakine, dilediğimiz kadar sahte yüzler takalım, yine de yansıtırız. Bana karşı nefret mi hissediyorsun veya sinirleniyor musun? Bu sinir ve nefret içinde kendini tamamen unutursun; hedefin yalnızca ben olurum. Aynı şekilde bana karşı bir sevgi hissediyorsan, kendini yine tamamen unutursun ve hedef yine sadece ben olurum. Sevgini veya nefretini hangisine sahipken onu bana yansıtırsın. Kendi varlığın içsel merkezini tamamen unutursun ve merkezi diğeri olur. Aşık olan insanların sokakta herkesi sevdiğine benzetmesinin sebebini de buradan çıkarabiliriz. Yansıtma.

Seni seviyorum. Normal bir his. Sevgimizin kaynağının sen olduğu yönündedir. Aslında öyle değildir; kaynak benim. Sen yalnızca sevgimi yansıttığım bir perdesin. Sen burada sadece sevgimi yansıttığım bir perde görevi görüyorsun. Seni çok seviyorum'un kaynağı 'sen' değil, bendedir. Sevgi enerjimi topluyorum, yıllardan beri. Çiçeklerden, kavgalardan, kitaplardan, ruhumdan yani kısacası yaşanmış veya hayali olan tüm metalardan oluşturduğum bana özel olan bu sevgi sözcüğünün tüm kaynakları bende. Başka biri için sevilesi olmayabilirsin, başkasına tamamen itici gelebilirsin. Peki neden?

Şayet sevgimin kaynağı sen olsaydın neden geri kalan herkes sana karşı bir aşk hissetmiyor; biri nefret yansıtıyor, diğeri haset, başka biri kin, diğeri art niyet, kimi dışına odaklı, kimi mal varlığına. Neden kaynağı sen isen seni sevmemin, itici oluyorsun diğerlerine?. Kimi mesela kayıtsız; sana bakmamış bile olabilir.
Bunun temel sebebi; Kendi ruh hallerimizi başkalarına yansıtıyoruz. Sahip olduğumuz ne varsa kin veya öfke; aşk veya sevgi, merhamet veya gaddarlık… Hiçbirinin sebebi karşıdakinin davranışları değildir. Tümünün kaynağı senin varlığında.

Merkeze odaklı kal. Kaynağın sen olduğunu unutma ve diğerine gitme, merkeze git. Nefret hissettiğin zaman, hedefe gitme. Nefretin çıktığı noktaya git. Nefret duyduğun kişiye gitme, nefretin geldiği merkeze git. Merkeze git, içeriye git. Nefretini, sevgini, öfkeni ya da herhangi bir şeyi içsel merkeze doğru, kaynağa doğru bir yolculuk olarak kullan. Kaynağa git ve orada merkeze odaklı kal. Temeline indiğinde birini neden sevdiğini, neden ondan nefret ettiğini, neden aşık olduğunu göreceksin. Gerçekte samimi olup olmadığını öğreneceksin. Beslediğin kaynağın moleküllerinde gizlenen tüm sırları ayyuka çıkaracaksın. Merkeze in. Ve ona dokun.

Biri sana hakaret etti. Aniden öfkelenir, hararet kazanırsın. Öfke sana hakaret eden kişiye doğru akar. Şimdi bütün bu öfkeyi ona yansıtacaksın. Oysa o hiçbir şey yapmadı. Sana hakaret ettiyse, ne yaptı ki? O yalnızca seni dürtükledi, öfkenin yükselmesine yardım etti. Ama o öfke sana ait. O ise sadece bir perde oldu,
Kaynak o değil, kaynak daima sensin. Diğeri kaynağa vuruyor ama içinde hiç öfke olmasa, öfke yükselemez de. Ruhunda iyilik olan insanları işte bu yüzden seviyorum. İçindeki nefrete(!) dokunuyorsun, gülümsüyor, sarılıyor sana. İçindeki kaynağa erişiyorsun, bu kaynaktan beslendiğinde günde iki saat bile uyusan dinlenirsin. Çünkü arındırılmış, katıksız bir huzur vardır.

Kuru bir kuyuya kova sarkıtsan, dışarı hiçbir şey çıkmaz. Suyla dolu bir kuyuya kova sarkıtırsın ve su çıkar, ama su kuyudandır. Kova yalnızca onun dışarı çıkmasına yardımcı olur. Bu yüzden biri sana hakaret ettiğinde yalnızca içine bir kova sarkıtmış olur ve sonra kova içindeki öfke, nefret ya da sinir ile dolar. Kaynak sensin, unutma.

Biri seni seviyorsa, kaynağına in. Diğerlerine de aynı sevgiyi beslemişse sen orada sadece bir perde görevinde olacaksın. Tıpkı daha önceki perdeler gibi, artık yansıtma görevini yitirdiğinde, nefret kaynağına dokunmaya başlamış olursun. Çünkü tüketti ve geriye artık sana yansıtabileceği tek şey kaldı; “ seni artık anlamıyorum”. Oysa insanlar anlaşılmayacak kadar derin bir moleküle sahip değildir.

Ne vakit lehine ya da aleyhine bir ruh hali olsa, hemen onun içine gir ve bu nefretin veya sevginin kaynağına git. Orada odaklı kal; hedefe gitme. Aldanma. Seni aldatmalarına müsade etme. Perde olma görevini kabullenirsen, yıpranırsın. Biri sana kendi öfkenin farkına varma şansı verdi… Ona hemen teşekkür et ve onu unut. Gözlerini kapa, içeride hareket et ve şimdi bu sevginin ya da öfkenin kaynağına bak. Nereden geliyor? İçeri gir, içeride hareket et. Kaynağı orada bulacaksın çünkü öfke senin kaynağından geliyor. İyileştir. İyileştirmen için ihtiyacın olan tek şey güven. Kendine güven ve dokun kendine.

Biz hislerimizi hep diğerine gitmesi için kullanırız ve onu yansıtacak bir muhattap bulamadığımızda veya bizi anlamadığını düşündüğümüzde çok kızarız. Sonra onları cansız nesnelere bile yansıtırız. Kumandaya öfkelenen, öfke içinde onları fırlatan insanlar gördüm. Onlar ne yapıyorlar? Öfke içinde kapıyı ittiren, öfkelerini kapıya fırlatan, kapıyı hırpalayan, duvara karşı küfürler yağdıran insanlar gördüm. Neden? Kaynağı duvar mı? Kaynağı seni anlamadığını düşündüğün insan mı? Hayır. Sebebi sen, kendinsin. Senin kaynağına ulaşıp, sularını bulandırmalarına müsaade ettiğin için.

Peki bu müsaadelerden sonra ne olacak?
Kaynaklar tükenecek. Veya kirlenecek. Bir müddet sonra hissizleşip, saçını okşayan herkesi perde gibi algılayacaksın. Benim perdem bu deyip “bir tanem” diyeceksin. Oysa kaç bir tanem oldu sen bile unutmuşsundur. Kaynağına ulaşmalarına izin verdiğin herkes, senden bir kova su çalıp kendi kaynaklarını besleyecekler. Bir sonraki perdede kullanılmak üzere. Saf, duru ve temiz kalpli insan sayısının gittikçe azalmasının sebebi de işte o sihirli cümlede gizli: biz iyi niyetimizden kaybettik. Kaynağınızı zenginleştirdiğiniz sürece, duruluğunu hiçbir kirli el bozamayacaktır. Zenginleştirmenin formülünü ise size hayat öğretecektir.

/Yunus Emre

REFERANSLAR

Med Life
Ayvalık Balıkçısı
Ömer Holiday Resort
Melis Hotel
Detay Fotoğrafçılık
Royal Caribbean Cruise